Uzay Yolu (Star Trek) Üzerine Düşünceler

Pandemi günlerinde evde oturma süremiz uzayınca kitap okuma, hobilerime vakit ayırma ve ayrıca bazı dizileri izleme zamanı bulabildim. Yeni dizilerin yanında, Uzay Yolu'nun 60'lı yıllarda çekilen orjinal serisinin 3 sezonluk bölümlerini de izledim.

1970'li yıllarda TRT tarafından "Uzay Yolu" ismi ile yayınlanan "Star Trek" dizisi, dünyada olduğu gibi ülkemizde de çok ilgi görmüştü. Sonraki yıllarda hem günlük hayattaki teknolojinin, hem de film teknolojilerinin gelişmesi ile çok daha çarpıcı devam dizileri ve filmleri çekilmesine rağmen, ilk serinin yeri bir başka. Benim de bu yazıda belirteceğim görüşler, orjinal seri üzerine. Üzerine bir felsefe kurulan ve sayısız devam filmi, dizisi çevrilen orjinal serinin başarısız bulunup 3. sezonda sonlandırılması da enteresan tabii.

Televizyonun evimize ilk girdiği 1970'lerin başlarında yayınlanan bu dizi, çocukluğumda beni ekranın karşısına çiviliyordu. O zamanlar tamamen başka bir hevesle seyrettiğimiz, yanıp sönen ışıklarını bir şey sandığımız bilgisayarlar, uzun kulaklı Mr. Spock, ışınlanma, fazerler ve diğer "geleceğin teknolojisi"nin işaretleri bizi büyülüyordu. Bu sefer bu duyguların esiri olmadan, biraz daha gerçekçi bir gözle bakarak izledim diziyi.

Dizi üzerine düşüncelerimi iki ana başlık altında yazmak istiyorum. Bilim/teknoloji açısından ve sosyolojik açıdan.

Bilim ve Teknoloji açısından Uzay Yolu
Burada yazdıklarım bir eleştiriden çok gözlem olacak elbette. En ileri görüşlü insan bile 1960'lı yılların ortasında 23. yüzyılı hayal edemezdi. Aslında günümüzde dahi hayal edilebileceğini sanmıyorum. Bugün elimizde olan teknolojileri de biz 70'lerde hayal edemiyorduk, o zamanların teknolojisi de bambaşkaydı.

Öncelikle bazı teknolojilerin gelecekte de ulaşılabilir olduğundan kuşkuluyum. Özellikle ışık hızından hızlı seyahat ve haberleşme şu andaki bilgilerimiz dahilinde mümkün görünmüyor. Işınlama adı verilen teknolojinin de gerçekleştirilebileceğine pek inanmıyorum. En azından, maddenin enerjiye çevrilmesi, daha sonra varış noktasında tekrar maddeye dönüştürülmesinin zorluğu inanılmaz. Hem akıl almaz miktarda enerji hem de yine akıl almaz miktarda bilgisayar gücü gerektirecektir. Aklıma gelen zorluklar çok fazla sayıda ama bu ikisi başlı başına sorun zaten.

Haberleşmeler, karşıdaki kişi ne kadar uzak olursa olsun neredeyse anlık gerçekleştiriliyor. Bunu Subspace (Alt Uzay) denilen ortamda, radyo dalgaları dışında bir teknikle gerçekleştirdiklerini iddia ediyorlar. Elbette ışık hızının çok üzerindeki hızlarda. Günümüzün bilimi açısından pek mümkün görünmüyor.

Bilgisayarlar ve kontrol panelleri de biraz garip. Her tarafta ışıklar yanıp sönüyor, hiçbirinin doğru dürüst bir ekranı yok, kontrol panellerinde klavye, fare ve benzeri bir kullanıcı arabirimi mevcut değil, ve en komiğime gideni de hiçbir düğmede yazı yok :) Konuşulanı anlayan bir bilgisayar sistemi var ama.

Dizinin çekildiği yıllarda LCD ekranların olmaması ekran opsiyonlarını da sınırlamış.

Silah olarak kullanılan fazerler ve foton torpidoları şimdilik uzak olasılıklar olarak görülebilir. Özellikle elde taşınabilen fazer silahları bir miktar daha zaman alacak gibi, çünkü o miktarda enerji verecek bir kaynağı o kadar küçültmek günümüz teknolojisi ile mümkün değil.

60'lı yıllarda telsiz telefonlar da henüz olmadığından, gemi içi haberleşmenin de diyafonlar ile idare edilebileceği düşünülmüş, telsiz iletişim pek akla gelmemiş. Geminin başka bir kısmı ile haberleşmek için en yakın diyafona gidip düğmesine basmak gerekiyor.

Neredeyse bütün gezegenlerde Dünya'daki atmosfer koşullarının bulunması, bitki örtüsünün Dünya bitki örtüsü olması, neredeyse hiç hayvan bulunmaması gibi küçük ayrıntılar da var.

Öte yandan günümüzde kullandığımız ya da yakın gelecekte sıradan hale gelebilecek teknolojiler de var dizide. Bazılarının 1960'lardan öngörülmüş olması gerçekten ilgi çekici. Bu teknolojileri de bir liste halinde vereyim;

* Tablet bilgisayarlar : Zaten kullanıyoruz
* Çekici ışınlar : Günümüzde düşük güçlü de olsa yapılabiliyorlar. Uzay Yolu'ndaki düzeye gelmeleri zaman alacaktır.
* Trikorder : Tıbbi analiz için kullanılan bu cihazı dizideki boyutta henüz yapamasak da, benzer işlev yapan cihazlarımız mevcut.
* İletişim cihazları : Günümüzün cep telefonları dizide hayal edilen fonksiyonların çok daha fazlasına sahip.
* Kablosuz kulaklıklar : Uhura'nın kulağındaki garip kulaklığın çok daha gelişmiş türleri artık yaşantımızın bir parçası.
* Taşınabilir bellekler : Dizide gösterilen taşınabilir bellekler yaklaşık olarak bir 3.5" disket boyutunda. Çok daha iyilerine sahibiz artık.
* Otomatik kapılar : Bizdekiler o garip sesi çıkarmasa da iş görüyor.
* Dev ekranlar : Dizide en çok zorlandıkları kısımlardan biri olduğunu tahmin ediyorum. Bugün elimizde olan dev LCD ekranları hayal ettikleri halde, o zamanlar gerçekleştirmek çok zordu.

Sosyolojik açıdan Uzay Yolu
1960'ların sonu soğuk savaşın sürdüğü yıllar. Buna rağmen gelecek için kurulan hayaller gerçekten güzel. Hemen hemen her ırktan personel var gemide. O yıllarda bir siyahi insanın bu tür görevlere gelmesi, ya da bir Rus'un ekipte yer almasını garip karşılayanlar muhtemelen çoğunluktaydı. Bir bölümde kaptan Kirk ile siyahi Uhura'nın öpüşmesi dahi çok ses getirmiş o yıllarda. Yukarıda belirttiğim siyahi, Rus vb. tanımlamalar yerine kadın da yazabilirsiniz. Zira kadınların da ekipte olması garipsenmiş.

Yapımcıların hayalleri bunlarla sınırlı kalmamış. Onlara göre 23. yüzyılda artık para kullanılmıyor. İnsanlık bir olmuş, uzayı fethetmeye çalışıyor. "Birleşmiş Dünya" adında örgütler kurularak insanlığın bütünlüğü sağlanmış. Elbette uzaylılar dahil bütün ırklar İngilizce konuşuyor, evrensel çeviriciye çok az ihtiyaç duyuluyor. Eh, o kadar da olsun artık bir Amerikan yapımında :)

Aslında bilim kısmında yazmam daha doğru olur belki ama, neredeyse tüm yaşam biçimleri "insansı" (humanoid). Bunun "sosyolojik" bir tarafı yok muhtemelen, eldeki imkanlar yüzünden verilmiş bir karar olmalı. Animasyon olanağının olmadığını düşünürsek, insanlar tarafından canlandırılan makyajlı uzaylılar tek seçenek gibi görünmüş olmalı. Bazı bölümlerde canlandırılmaya çalışılan diğer yaşam formları çok başarısız ve inandırıcılığı olmayan yaratıklar meydana getirmiş.

Yukarıda bahsettiğim çeşitli ırk, cinsiyet ve uluslardan insanları bir araya getirmesine rağmen, dizinin çekildiği yılların önyargılarından tam kurtulduğu söylenemez. Erkeklerin kadınlara bakış açıları, bazı karakterlerin zaman zaman milliyetçilik damarlarının kabarması gibi görünen kısımların yanında, senaryo yazarlarının önyargıları da hissedilebiliyor. Pek çok bölümde kadınlar aşırı duygusal ve zayıf karakterli canlandırılıyor mesela. Olmadık zamanlarda olmadık yabancılara aşık olup gemiyi terk edebiliyorlar, diğer personelin hayatını riske sokabiliyorlar ya da çok garip kararlar alıyorlar.

Yüzümüzde bir gülümseme ile izlediğimiz 1960'lı yılların hayal gücünü belki de biraz eksik bulabiliriz ama, 2080-2090'larda bugünkü dizileri seyretmeye meraklı birileri çıkarsa muhtemelen onlar da bizi eksik bulacaklardır. Bilim ve teknoloji geliştikçe, insanların hayal gücü de ona paralel olarak gelişiyor sanırım.

Uzay Yolu (Star Trek) Üzerine Düşünceler Uzay Yolu (Star Trek) Üzerine Düşünceler Reviewed by Fırat Tarman on Ağustos 02, 2020 Rating: 5

1 yorum:

  1. Uzun bir zaman once "Uhura"nin bir roportaj videosunu izlemistim. Orada, bir sure sonra diziden ayrilmak istediginden bahsediyor. Ancak yanlis hatirlamiyorsam, Martin Luther King (MLK) ile bir gorusmesi oluyor. Gorusmede MLK'nin asla ayrilmamasi gerektigini, orada bu gorevde olmasinin yalnizca bir rolun cok cok uzerinde bir anlami oldugunu soyledigini belirtiyor. O zamanki topluma siyahlari kabul ettirmek icin cok onemli bir sey yaptigini belirtiyor. Yillar sonrasinda bir gorusmede Star Trek'in yaraticisi Gene Roddenberry de dizideki onun gercek misyonu ile ilgi cok benzer seyler soylemis...

    YanıtlayınSil

Blogger tarafından desteklenmektedir.