Radyo da ölüyor mu?

Yakın zamanda Norveç tarihi bir karar açıklayarak, 2017 yılında FM radyo yayınlarını sonlandıracağını açıkladı. Internet teknolojileri varken, radyo yayınını vericiler yolu ile yapmayı gereksiz buldular anlaşılan. Eminim ki başka ülkeler de buna benzer kararlar verecekler. 


Yaşı 40 ve üzerinde olanların çoğu resimdeki radyoyu ya da benzerlerini hatırlayacaktır. Çocukluğumda en büyük zevkim, özellikle de akşamları orta ve kısa dalgada uzak istasyonları dinlemekti. Günümüzde ise radyo ile ilişkim, araba ile bir yerden bir yere giderken dinlediğim az sayıda FM istasyon ile sınırlı.

Böyle olacağını tahmin ediyordum ama, sanırım içimdeki nostaljik bir taraf bir türlü bunu kabullenemiyordu. Son zamanlardaki bazı gözlemlerim, artık bu dönüşümün de kaçınılmaz olacağı sinyalini veriyor. "World Band" tabir edilen ve hemen hemen tüm frekanslardaki radyo yayınlarını alan bir radyom var. Artık orta dalga ve kısa dalganın neredeyse tamamı boş, bir istasyon bulmak oldukça zorlaştı.

Internet'in yaygınlaşması bu yolu açtı. Kısa ve orta dalgadan yayın yapan pekçok istasyon, internet üzerinden yayın yapmayı tercih ediyor artık. BBC gibi dev kuruluşlar ve Amerika'daki pekçok yayıncı da ortalıktan çekilince sessizlik katlanarak arttı. Az gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerde ise hala bayağı bir yayın var. Duyabileceğiniz istasyonların pekçoğu Afrika'dan yayın yapıyor örneğin.

Bir faktör de, kısa, orta ve uzun dalga yayınlarının güçlü vericiler gerektirmesi. Geleneksel bir orta dalga vericisi 50 kW ile 1 milyon kW arasında inşa edilebilir. Yayın yapan vericilerin çok büyük çoğunluğu ise 50-500 kW aralığında (idi). Norveç'in de geçmeyi düşündüğü dijital radyo yayınları, analog yayının sadece 5'te biri oranında güce ihtiyaç duyuyor. Durum böyle olunca, yayıncılar da yüksek güçlü vericilerin aşırı bakım ve işletme maliyetlerinden kaçmayı tercih ediyorlar. Son derece kısıtlı sayıda dinleyici için bu kadar masrafı kimse göze alamıyor. TRT de pekçok vericiyi kapattı, yayın saatlerini düşürdü ya da verici güçlerini iyice azalttı. Çevremizdeki bazı ülkeler orta ve kısa dalgada TRT'nin bıraktığı boşluğu dolduruyorlar. Aslında devlet kurumunun bu alanı -en azından bir süre daha- boş bırakmamasını beklerdim.

80'li ve 90'lı yıllarda çılgın bir moda halini alan CB (Citizen Band-Halk Bandı) telsiz frekansları da artık bomboş. 90'lı yıllarda kendi yaptığım bir alıcı ile İstanbul'da yüzlerce vericiyi dinlemiştim. Geçenlerde o alıcıyı bir çıkarıp denemek istedim. Saatlerce açık bıraktım ve başka işler ile meşgul iken kulağım onda idi ama, tek bir yayın dahi duyamadım.

Yeniliklere her zaman açık birisi olarak, bu gelişmeler bana garip gelmiyor. Ancak yine de düşünmeden yapamıyorum. FM vericilerin yayın alanları oldukça sınırlı. Ülkemizin her yeri de İstanbul, Ankara ya da İzmir değil. Bu şehirlerdeki frekans karmaşasının farkındasınızdır ama Anadolu'da hiç de o yoğunlukta yayın yok. Özellikle merkezden uzaklaşıp, arazi engebesi de olan yerleşim birimlerine gittiğinizde, düzgün dinlenebilecek bir FM istasyonu ya bir-iki tane, ya da hiç yok. Buraları kapsayacak analog yayınların en azından bir süre daha sürmesi bence faydalı olacaktır.

Öte yandan CB telsizleri de özellikle afet durumlarında işe yarayabilir. Deprem ya da başka doğal afetleri yaşadığımız için biliyoruz. Özellikle afetin meydana geldiği ilk birkaç saatte ne cep telefonları ne de diğer telefonlar sağlıklı çalışabiliyor. Böyle zamanlarda yüzlerce kilometreye ulaşabilen amatör radyo istasyonları yardımcı olabilir. Biraz hayalci bir senaryo olduğunun farkındayım, çünkü ülkemizde "radyo amatörü" sayılabilecek bilgi ve birikime sahip meraklıların sayısı son derece az.

Sonuç olarak, radyonun yaşamımızdaki yeri sadece evden işe giderken arabada dinlediğimiz kadarı ile sınırlı olacak gibi duruyor. Norveç'in geldiği aşamaya bizim ne zaman gelebileceğimiz konusunda ise açıkçası çok sağlıklı bir tahminim yok.
Radyo da ölüyor mu? Radyo da ölüyor mu? Reviewed by Firat Tarman on Mayıs 05, 2015 Rating: 5

Hiç yorum yok:

Blogger tarafından desteklenmektedir.